YazılarımGündem

Yeni Dünya Düzeni: Trump’ın Suikast Oyunları ve Hürmüz’deki Güç Savaşı

Bugün dünya, sadece konvansiyonel silahların değil; algıların, ekonomik asimetrinin ve yapay zeka algoritmalarının çarpıştığı hibrit bir savaşın içinden geçiyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının üzerinden iki ay geçmişken, bölgedeki dengeler Washington’ın beklediği “mutlak hakimiyet” senaryosundan bir hayli uzaklaşmış görünüyor. Stüdyomuzda değerli araştırmacı yazar İsmail Bendiderya ve gazeteci Hüseyin Ünverdi ile bu karmaşık tabloyu enine boyuna masaya yatırdık.

Trump’ın 4. Suikast Girişimi: Gerçek mi, Kurgu mu?

Donald Trump, seçim sürecine yine bir suikast girişimi haberiyle damga vurdu. Ancak bu sefer kamuoyunda yükselen sesler geçmiştekilerden farklı: “Bu bir iktidar perçinleme tertibi mi?”

İsmail Bendi Derya’ya göre, Trump’ın “kulağının kenarından geçen kurşun” hikayesi, bir süper kahraman imajı yaratma çabasından ibaret. Pentagon ve CIA içindeki muhaliflerin medyaya sızdırdığı ses kayıtları ve görüntüler, güvenlik zafiyetinin ötesinde bir organizasyona işaret ediyor. Suikastçının anında bir “İsrail ordu mensubu” olarak tanımlanması ise Trump’ın hem İsrail’e karşı “bağımsız” görünüp oy toplama hem de iç kamuoyundaki tepkiyi manipüle etme stratejisi olarak okunabilir.

Hürmüz Boğazı: Dünyanın Enerji Nefes Borusu

Savaşın askeri boyutundan çok daha yıkıcı olan kısmı ise ekonomi koridorlarında yaşanıyor. İran’ın elindeki en büyük koz olan Hürmüz Boğazı, bugün sadece bir geçit değil; küresel enerji fiyatlarının, sigorta maliyetlerinin ve teknoloji yatırımlarının kaderini belirleyen bir merkez.

Hüseyin Ünverdi’nin de belirttiği gibi, İran henüz boğazı tam olarak kapatmış değil; ancak bu kartı sadece masada göstermesi bile petrol fiyatlarını ve yapay zeka gibi yüksek enerji tüketen sektörleri sarsmaya yetti. Trump’ın ateşkesi süresiz uzatmak zorunda kalması, aslında sahada değil, cüzdanda verilen bir kararın sonucudur.

Asimetrik Savaş ve “Korku İmparatorluğu”nun Çöküşü

İsrail’in “Demir Kubbe” efsanesinin 12 günlük savaşta kevgire dönmesiyle başlayan süreç, bugün ABD’nin bölgedeki 11 askeri üssünün ağır hasar almasıyla devam ediyor. Pentagon’un gizlediği raporlar, ABD tarihinin en büyük hezimetlerinden birini yaşadığını fısıldıyor.

Bu noktada İran’ın stratejik başarısının arkasında yatan temel faktör ise teknolojik üstünlükten ziyade “zihni bağımsızlık” ve “şehadet bilinci”dir. 47 yıllık bir hazırlığın meyvesi olarak, toplumun tüm kesimlerinin dış baskıya karşı tek vücut olması, emperyalizmin en büyük silahı olan “korku psikolojisi”ni yerle bir etmiştir.

28 Şubat’ın Gölgesinde Bir Hesaplaşma

Görüşmelerin 27 Şubat akşamına denk gelmesi ise sembolik bir anlam taşıyor. 28 Şubat, Türkiye tarihinde “bin yıl sürecek” denilen bir vesayetin adıydı. Ancak bugün görüyoruz ki; ne bölgesel planlar ne de dayatılan statükolar halkın iradesinden ve vatan savunmasından daha kalıcı değil.

Sonuç: Diplomasi Dersini Kim Veriyor?

Düne kadar “cüzzamlı” muamelesi gören, kapıları kapatılan İran yönetimi; bugün Trump’ı ve İsrail’i diplomasi masasına, hem de kendi şartlarıyla çekmeyi başarmıştır. ABD’nin artık İran topraklarında bir kara operasyonu yapma ihtimali bilimsel ve askeri açıdan sıfıra yakındır.

Dünya şimdi şunu soruyor: Kim kimi rehin aldı? Amerika mı bölgeye hakim, yoksa Amerikan karizması Hürmüz’ün sularına mı gömüldü? Görünen o ki; kibriyle hareket eden Nemrutların devri, halkın sarsılmaz iradesi ve stratejik akılla kapanmaya yüz tutuyor.


Yazar: Abdulhalim Meşe Gazeteci & TV Programcısı

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu