
Gündemimizi derinden sarsan Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki acı olaylar, hepimizin yüzüne çok sert bir gerçeği çarptı: Dijital çağın getirdiği yenilikleri alkışlarken, o çağın karanlık arka sokaklarında yavrularımızı nasıl kaybettiğimizi göremedik.
Ekranlarda savunma sanayiine, altyapıya yapılan yatırımları konuşuyoruz ama en büyük ve en hayati yatırım alanımız olan “insanımızı”, gençlerimizi dijital dünyanın denetimsiz algoritmalarına teslim etmiş durumdayız. Geçtiğimiz günlerde TV5 ekranlarında Eğitimci Emin Engin, Bilişim Hukukçusu Sefa Karcıoğlu ve Prof. Dr. Ali Murat Kırık ile gerçekleştirdiğimiz yayın, meselenin sadece “çocukların çok fazla oyun oynamasından” ibaret olmadığını, çok boyutlu bir “milli güvenlik ve beka” meselesi olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.
İşte bu derinlikli sohbetten ebeveynler, eğitimciler ve yasa yapıcılar için çıkan hayati notlar:
Karanlık Odalar ve “Ucuz Dopamin” Tuzağı
Olayların ardından hemen refleks olarak belli başlı oyunları günah keçisi ilan etmek, asıl büyük tehlikeyi gözden kaçırmamıza neden oluyor. Prof. Dr. Ali Murat Kırık’ın altını özenle çizdiği gibi; asıl sorun oyunların kendisi değil, oyunların içine entegre edilmiş, kimliği belirsiz kişilerin cirit attığı anonim sohbet odaları (Discord, Telegram grupları vb.).

Masum bir oyun hevesiyle bu gruplara giren 11-12 yaşındaki çocuklar, önce övgüyle, sonra oyun içi hediyelerle manipüle ediliyor. Güven tesis edildikten sonra ise şantaj, siber zorbalık ve tehdit çarkı dönmeye başlıyor. Yalnızlaşan, ailesinden kopan ve “ucuz dopamin” bağımlısı haline gelen çocuk, sanal çetelerin piyonuna dönüşüyor. Çözüm, teknolojiyi tamamen yasaklamak değil (ki bu ters teper ve çocuğu daha da gizliliğe iter), dijital mecralara temsilcilik açma zorunluluğu getirmek ve VPN gibi arka kapıları lisanslayarak hukuki denetim altına almaktır.
Sınırsız Özgürlük Değil, Hesaplanabilirlik
“Sosyal medya özgürlük alanıdır” argümanı, maalesef uzun yıllardır suç şebekelerinin, pedofillerin ve terör örgütlerinin sığınağı oldu. Bilişim Hukukçusu Sefa Karcıoğlu’nun belirttiği üzere; gerçek hayatta suç olan her eylem, dijitalde de suçtur ve denetlenebilir olmalıdır.
Son günlerde tartışılan “E-Devlet API’si üzerinden sosyal medyaya giriş” konusu bu yüzden kritik. Vatandaşların verilerinin yabancı şirketlere verilmesi değil; aksine, anonim maskelerin ardına saklanarak suç işleyenlerin Türk adaleti karşısında tespit edilebilir hale getirilmesi amaçlanıyor. Sınırsız özgürlük yoktur; başkasının sınırlarına (veya bir çocuğun mahremiyetine) saldırılan yerde özgürlük biter, hukuk başlar.
“Saldım Çayıra” Mantığı ve Rol Çalan Ebeveynler
Meselenin belki de en can alıcı noktası aile. Eğitimci Emin Engin’in sahadan aktardığı tecrübeler, aile kurumunun “fabrika ayarlarına” dönmesi gerektiğini gösteriyor. Çocuklarına kural koymaktan çekinen, öğretmeniyle işbirliği yapmak yerine çocuğunun avukatlığına soyunarak okulu karşısına alan bir ebeveyn profiliyle karşı karşıyayız.
Çocuklarımıza “haz” (anlık tüketim, oyun, sosyal medya beğenisi) ile “mutluluk” (üretmek, yardımlaşmak, kitap okumak, gerçek bağlar kurmak) arasındaki farkı öğretmek zorundayız. Çocuğun eline susması için tableti “ucuz bir bakıcı” gibi verip, ardından ondan ahlaklı ve erdemli bir davranış bekleyemeyiz. Çocuklar nasihatlerimizi değil, ayak izlerimizi takip ederler. Evde bizler telefonlara gömülüysek, çocuktan kitabı eline almasını beklemek hayaldir.
İnsanı Düzelt ki Dünya Düzelsin
Günün sonunda denklem net: Devlet dijital sınırları ve hukuku belirleyecek; okul, erdem ve ahlak eğitimini akademik başarının önüne koyacak; aile ise çocuğuyla kaliteli, kurallı ve güvene dayalı bir bağ kuracak.

Bir metaforla bitirelim: Çocuğunu başından savmak için dünya haritasını parçalayıp “Bunu birleştir” diyen babanın hikayesini bilirsiniz. Çocuk kısa sürede haritayı birleştirip gelir. Baba şaşırır, “Nasıl yaptın?” diye sorar. Çocuk cevap verir: “Haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttim, dünya kendiliğinden düzeldi.”
Zaman, birbirimizi suçlama zamanı değil. Zaman; aileyi, okulu ve hukuku eşgüdümlü çalıştırarak, ekranın ardında kaybolan o “insanı” yeniden inşa etme zamanıdır.
Not: Bu makale aşağıda videosu bulunan tv programındaki konuşulan konulardan derlenmiştir.



