YazılarımGündem

Allah, Instagram Hikayelerine Bakar mı?

Sosyal medya uygulamaları artık hayatımızın o kadar merkezine yerleşti ki, onlarsız adım atamaz hale geldik. Alışveriş alışkanlıklarımızdan siyasi tercihlerimize, sosyal becerilerimizden hayat deneyimlerimize kadar her şey artık “kaydırdığımız” o dikey ekranlara, yani Reels videolarına göre şekilleniyor.

Genç kuşağın konuşma dili, jestleri ve mimikleri bile artık dijital dünyanın algoritmaları tarafından belirleniyor. İletişim yöntemlerimiz teknik olarak hızla gelişirken, ironik bir şekilde gerçek olan “birebir” iletişimden gün geçtikçe kopuyoruz. Aile içi sohbetlerden iş dünyasına, akraba ilişkilerinden siyasi tartışmalara kadar her şeyi artık “App’ler” üzerinden yürütüyoruz.

Kamyon Arkası Yazılardan “Story” Göndermelerine

Eskiden kişisel anlaşmazlıklarımızı, sitemlerimizi ya da o meşhur “ince göndermelerimizi” kamyon ve araç arkası yazılarıyla yapardık. Sokaklar, bir nevi anonim bir dertleşme alanıydı. Şimdi ise bu kültürel mirasın yerini WhatsApp durumları ve Instagram hikayeleri aldı. Karşılıklı konuşarak çözemediğimiz sorunları, bir görselin üzerine iliştirdiğimiz sitem dolu bir cümleyle “durumlaştırmak” daha pratik ve güvenli geliyor.

Ancak son dönemde bu durum daha farklı, belki de daha düşündürücü bir boyuta evrildi: Yaratan ile kul arasındaki o en mahrem bağ, sosyal medya uygulamalarının aracılığına teslim edildi.

Dua mı Ediyoruz, Yoksa “Dua Görüntüsü” mü Veriyoruz?

Dikkat ederseniz; son zamanlarda WhatsApp ve Instagram hikayelerinde dua ve niyazları her zamankinden daha fazla görmeye başladık. Dijital ayak izlerimizin, internet geçmişimizin zaten “amel defteri” için devasa bir kayıt oluşturduğu aşikâr. Peki, ama bir namazın sonunda, gecenin ıssız bir vaktinde ya da hayatın herhangi bir anında Allah’tan doğrudan, aracısız ve en saf halimizle isteyebileceğimiz niyazlarımızı “story’leştirmeye” gerçekten gerek var mı?

Dua, doğası gereği bir gizliliktir; bir fısıltıdır. Kulun, yaratıcısına içini dökmesidir. Peki, bu fısıltıyı binlerce kişinin göreceği bir “hikayeye” dönüştürdüğümüzde, hedefimiz gerçekten Allah’ın rızası mı oluyor, yoksa takipçilerimize ne kadar manevi bir derinlikte olduğumuzu kanıtlama çabası mı?

Samimiyetin Dijital Sınavı

Eskiden “Sağ elin verdiğini sol el görmesin” düsturuyla yaşayan bir toplumduk. Şimdilerde ise yaptığımız ibadeti, ettiğimiz duayı, hatta döktüğümüz gözyaşını bile “beğeni” ve “görüldü” onayına sunuyoruz.

Elbette güzel bir duayı paylaşmak, başkasına ilham olmak kıymetlidir. Ancak unutmamalıyız ki; dijital platformlar birer “vitrin”dir. Kul ile Allah arasındaki o sonsuz bağ ise vitrine sığmayacak kadar büyük, ekrana sığmayacak kadar derindir.

Belki de kendimize şu soruyu sorma vaktimiz gelmiştir: Dualarımızı Allah’a mı ulaştırıyoruz, yoksa sadece takipçilerimizin ana sayfasına mı düşürüyoruz? Unutmayın; Allah kalbinizden geçen her fısıltıyı duyar, bunun için mavi tiklere ya da yüksek etkileşimli hikayelere ihtiyacı yoktur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu