GündemYazılarım

Mezhep Çatışması Yalanı ve Küresel Enerji Satrancı: Hedef Bütünleşen Ortadoğu

Kıymetli okuyucularım; gün geçmiyor ki Ortadoğu’da yeni bir krizin, yeni bir küresel satrancın şah mat hamlelerine şahit olmayalım. ABD’nin İsrail ile birlikte 28 Şubat’ta başlattığı, bölgeyi ateşe verme planlarının 11. gününde sahadaki tablo, emperyalist aklın beklediği gibi şekillenmedi. Trump’ın o alışıldık kibriyle “Birkaç günde bitireceğim” dediği savaş, İran’ın beklenmedik askeri ve teknolojik hamleleriyle adeta bir bataklığa dönüştü. İşgalci gücün, Körfez ülkelerini, hatta can Azerbaycan’ı ve Türkiye’yi bu kaosun içine çekip aradan sıyrılma planı şimdilik sekteye uğramış durumda.

Peki ama askeri gücüyle övünen Siyonist blok ve ABD, silahla yapamadığını asırlardır hangi sinsi yöntemle yapıyor? Cevap çok açık: İçimize ektikleri mezhep fitnesiyle.

Siyonizmin Şii-Sünni Kurgusu

Buluşma Noktası’nda yıllardır ısrarla altını çizdiğimiz bir gerçek var. Ekranlarda kendisini “hoca” veya “kanaat önderi” olarak pazarlayan, milyonlarca takipçisi olan bazı hesapların, Gazze’de 80 bini aşkın kardeşimiz şehit edilirken sus pus olup, konu İran veya Şia olunca aslan kesilmeleri tesadüf değildir. Tel Aviv’de kurulan İslam Üniversitesi’nde eğitilip İslam ülkelerine, tarikatların ve cemaatlerin içine yerleştirilen o etki ajanları, bizi bize kırdırmanın görevlileridir.

Saddam Hüseyin’in veya Beşşar Esad’ın kurduğu Baas rejiminin katliamlarını “Sünnilik” veya “Şiilik” üzerinden okumak, Siyonizmin tam da bizden istediği cehalettir. Baas rejimi doğası gereği Marksist ve sekülerdir. Zalimin dini veya mezhebi olmaz. Bugün Siyonist generallerin açıkça “Büyük Ortadoğu” amblemlerini kollarına taktığı, “Azerbaycan ordusu bizim ordumuzdur” diyecek kadar hadsizleştiği bir ortamda; bizim mezhep tartışmalarına gömülmemiz, ateşe odun taşımaktan başka bir şey değildir.

Hürmüz Boğazı ve Üstünlerin Hukuku

Mesele elbette sadece inanç boyutuyla sınırlı değil. Meselenin kalbinde, dünya ticaretinin ve petrol nakliyatının beşte birinin yapıldığı Hürmüz Boğazı yatıyor. Amerika’nın Venezuela’da uyuşturucu baronları üzerinden yaptığı operasyonlarla petrolü nasıl ele geçirdiğini gördük. Ortadoğu’da da aynı filmi vizyona sokmak istiyorlar. Kırıkkale Üniversitesi’ndeki derslerinde konuğumuz Mustafa Bey’in de harika bir şekilde özetlediği gibi: Dünyada “hukukun üstünlüğü” değil, “üstünlerin hukuku” işletilmeye çalışılıyor.

Çözüm: Bölgesel Kenetlenme

Şimdi yapılması gereken bellidir. Türkiye, tarihi devlet aklıyla yürüttüğü dengeli ve soğukkanlı diplomasiyi, bölgesel bir liderlik vizyonuna dönüştürmelidir. Bizi birbirimize düşürmek isteyen o karanlık lobilere inat; Türkiye, Azerbaycan ve İran başta olmak üzere tüm bölge ülkeleri Siyonizme karşı etten bir duvar örmelidir.

Unutmayalım ki Trump, “Bana İran’ın tapusunu ver” diye mektup yazdığında aldığı o tarihi cevap, hepimizin kulağına küpe olmalıdır: “Tapuyu bırak, sana köpeğimi bile vermem. Ben burada şehit olurum ve sen bütün dünyada rezil olursun!” Evet, zalimler rezil olacak. Yeter ki biz bir olalım, iri olalım, diri olalım!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu