bitekakadem
YazılarımGündem

Tahran Sokaklarından Hipersonik Füzelere: İran Neden Vurulmadı?

Tarih: 20 Ocak 2026 Konu: İran Krizi ve Küresel Güç Dengesi

Son birkaç haftadır Ortadoğu’da nefesler tutulmuş durumdaydı. ABD savaş uçaklarının havalandığı, donanmanın Basra Körfezi’ne yaklaştığı ve “O gece, bu gece” denilerek Tahran’ın vurulmasının beklendiği anları yaşadık. Ancak beklenen olmadı. Ne bir Tomahawk füzesi ateşlendi ne de İsrail jetleri İran semalarında göründü.

Peki, savaş tamtamları bu kadar yüksek sesle çalarken, ABD ve İsrail’i son anda frene bastıran neydi? TV5 ekranlarında, Buluşma Noktası programında Prof. Dr. Hasan Ünal ve Dr. Mehmet Akif Koç ile gerçekleştirdiğimiz beyin fırtınası, bu sorunun cevabını “sokak” ve “cephe” olmak üzere iki farklı düzlemde ortaya koydu.

Sokaktaki Yangın: “Ekmek” mi, “Özgürlük” mü?

İran’da olaylar, 28 Aralık’ta Tahran Büyük Çarşı esnafının kepenk indirmesiyle başladı. Bu, İran’ı yakından tanıyanlar için kritik bir sinyaldi; çünkü Çarşı, rejimin geleneksel omurgasıdır. Dr. Mehmet Akif Koç’un “Yarılmış Sosyoloji”tespiti burada devreye giriyor. İran’da sadece ekonomik bir kriz yok; yapısal, sosyolojik ve jeopolitik olmak üzere iç içe geçmiş üçlü bir sarmal var.

Halkın bir kısmı ekonomik darboğaz (devalüasyon, enflasyon) nedeniyle isyan ederken, bir kısmı yaşam tarzı ve özgürlükler için sokakta. Ancak Batı medyasının “Rejim yıkılıyor” manşetlerinin aksine, İran’da bir devrim havası oluşmuş değil. Gece sokağa çıkan 10 bin protestocuya karşılık, gündüz rejime destek veren 50 bin kişi de aynı sosyolojinin parçası. Dr. Koç’un ifade ettiği gibi; “Bir devrim için kitlelerin milyonlara ulaşması ve elitlerin saf değiştirmesi gerekir.” Şu anki tablo, rejimin sallandığını ancak yıkılmaktan uzak olduğunu gösteriyor.

“12 Gün Savaşı” Travması ve Hipersonik Caydırıcılık

Gelelim madalyonun diğer yüzüne, askeri caydırıcılığa. Prof. Dr. Hasan Ünal, pek çok kişinin gözden kaçırdığı, geçtiğimiz yıl yaşanan **”12 Gün Savaşı”**na dikkat çekti. İsrail’in İran komuta kademesini hedef aldığı ancak karşılığında İran’ın hipersonik füzelerle cevap verdiği o kısa ama şiddetli çatışma, Batı için bir “aydınlanma” anıydı.

İran’ın füzeleri, Demir Kubbe dahil Batı’nın gelişmiş hava savunma sistemlerini delip geçti. Bu tecrübe, İsrail’in bilinçaltına şu korkuyu yerleştirdi: “Eğer topyekün saldırırsak, İran günde 1000 füzeyle cevap verebilir ve İsrail’de taş üstünde taş kalmaz.”

Seçime giden bir Netanyahu ve iç sorunlarla boğuşan bir Washington yönetimi, İsrail’in haritadan silinme riskiyle yüzleştiği bir senaryoyu göze alamadı. Prof. Ünal’ın deyimiyle; “İsrail o 12 günde bir kamyon sopa yedi ve boyunun ölçüsünü aldı.”

Gizli Rus İstihbaratı: “Gemilerinizi Batırırlar!”

Belki de krizin en kritik kırılma noktası, perde arkasındaki “Büyük Güç” diplomasisiydi. Analizlere göre Rusya, bu süreçte ABD’ye çok net bir istihbarat ve uyarı iletti: “İran’ın elindeki kapasite, uçak gemilerinizi batırabilir.”

Yemen’de Husilerin bile ABD gemilerini zorladığı bir denklemde, İran’ın Rus ve Çin teknolojisiyle (Su-35’ler ve S-400’ler) tahkim edilmiş ordusu, ABD donanması için kabul edilemez bir risk oluşturdu. Çok kutuplu dünyanın ayak sesleri burada duyuldu; Rusya ve Çin, Venezuela’da sessiz kalsalar da İran’ı “yedirmeyeceklerini” hissettirdiler.

Sonuç: Zor Oyunu Bozdu

2026’nın Ocak ayında gördüğümüz şey, uluslararası ilişkilerin en temel kuralının tecellisidir: “Zor, oyunu bozar.”

İran’ın içindeki “yarılmış sosyoloji” ve ekonomik kriz, ülkeyi içeriden kemiren bir kurt olmaya devam ediyor. Ancak dışarıdan gelecek bir müdahale, “karşılıklı yok oluş” (Mutual Assured Destruction) dengesi nedeniyle şimdilik rafa kalkmış görünüyor.

ABD ve İsrail, İran’ı askeri olarak dize getiremeyeceklerini anladıkları için, şimdi daha hibrit yöntemlerle (ekonomik boğma, suikastler ve iç karışıklığı körükleme) “3. Faz”a geçmeye hazırlanıyorlar.

Türkiye olarak bize düşen; sınırımızdaki bu yangını “oh olsun” diyerek izlemek değil, yangının kıvılcımlarının bölgemizi sarmasını engelleyecek rasyonel bir güvenlik mimarisi inşa etmektir. Çünkü komşunun evi yanarken, kimse kendi evinde huzurla uyuyamaz.


Bu yazı, 20 Ocak 2026 tarihli TV5 Buluşma Noktası programındaki uzman görüşlerinden derlenmiştir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu