bitekakadem
YazılarımGündem

Suriye’de Kartlar Yeniden Dağıtılıyor: 2026’nın “Yeni” Haritası ve Aldatıcı Sükunet

Tarih: 20 Ocak 2026 Konu: Suriye Jeopolitiği ve Yeni Güç Dengeleri

2026 yılının ilk ayını geride bırakırken, sınırımızın hemen güneyinde, on beş yıldır süren kaosun belki de en kritik dönemeçlerinden birini yaşıyoruz. Televizyon ekranlarında haritalar değişiyor, aktörlerin isimleri (Colani’den Ahmet El Şara’ya evrilen süreçler gibi) farklılaşıyor ama asıl soru baki kalıyor: Suriye’de sular duruluyor mu, yoksa yaklaşan yeni bir fırtınanın sessizliği mi bu?

Geçtiğimiz günlerde TV5 ekranlarında, Buluşma Noktası programında, alanında uzman isimler Prof. Dr. Hasan Ünal ve Dr. Mehmet Akif Koç ile birlikte Suriye’deki son gelişmeleri masaya yatırdık. Ortaya çıkan tablo, sadece askeri bir hareketlilikten ibaret değil; küresel bir satrancın en kritik hamlesiyle karşı karşıyayız.

“Otobüs Diplomasisi” ve YPG’nin Çekilişi

Sahadan gelen son haberler, Şam merkezi hükümeti ile SDG/YPG arasında varılan anlaşmayı işaret ediyor. Rakka ve Deyrizor gibi stratejik enerji havzaları ve Sünni Arap nüfusun yoğun olduğu bölgeler, çatışmasız bir şekilde Şam yönetimine devredildi. YPG unsurları ise otobüslerle, daha kuzeye, Haseke ve Kamışlı hattına çekildi.

İlk bakışta bu durum, “Merkezi hükümet otoriteyi sağlıyor, terör örgütü köşeye sıkıştı” gibi okunabilir. Ancak madalyonun öteki yüzü daha karmaşık. Bir terör yapısının, işgal ettiği bölgelerden askeri bir hezimet yaşamadan, “anlaşmalı” ve “eşlik edilerek” çekilmesi, bunun bir mağlubiyetten ziyade, stratejik bir yeniden konumlandırmaolduğunu düşündürüyor.

ABD Oyundan Çekildi mi?

En çok merak edilen soru bu: ABD, yıllarca silahlandırdığı YPG’yi terk mi etti?

Analizler gösteriyor ki, Washington yönetimi sahadan çekilmiş değil; sadece taktik değiştirdi. 2015 konjonktüründe IŞİD’e karşı “yerel ortak” olarak YPG’yi seçen ABD, bugün Şam’da yönetimi ele alan (ve uluslararası sistemle entegre olmaya çalışan) Ahmet El Şara yönetimiyle çalışmayı daha rasyonel buluyor olabilir.

Ancak unutulmamalı ki; emperyal akıl, yumurtaların hepsini aynı sepete koymaz. YPG’nin Haseke-Kamışlı hattına sıkıştırılması, onun yok edildiği anlamına gelmiyor. Aksine, yarın Şam yönetimi ABD veya İsrail’in çıkarlarına ters düştüğünde, “raf ömrü dolmamış” bir kart olarak yeniden sahaya sürülmek üzere orada bekletiliyor.

Suriye’nin “Beşli Fay Hattı”

Dr. Mehmet Akif Koç’un programda vurguladığı “Beşli Çatışma Dinamiği” (Sünni İslamcılar, Dürziler, Aleviler, Kürtler/YPG ve Radikal Unsurlar), Suriye’nin iç barışının önündeki en büyük engel.

14 yıllık iç savaşın ardından toplumun arasına “kan girdi”. Bugün haritada sınırlar birleşmiş gibi görünse de, sosyolojik haritada derin yarıklar var. Dürzilerin güneydeki fiili özerkliği, Alevilerin güvenlik endişesi ve Kürtlerin kuzeydeki varlığı… Bu fay hatları, kapsayıcı bir toplumsal sözleşme (yeni anayasa) yapılmadığı sürece her an kırılmaya müsait.

Türkiye İçin Asıl Tehlike: 11. Madde ve “Kültürel Özerklik”

Programın en çarpıcı detaylarından biri, üzerinde konuşulan 14 maddelik mutabakat metniydi. Özellikle 11. maddeye yapılan atıf, “Kültürel Özerklik” kavramını masaya getiriyor.

ABD ve Batı, askeri olarak bölemediği Suriye’yi, anayasal düzlemde “Federalizm” veya “Özerklik” adı altında parçalı bir yapıya dönüştürmek isteyebilir. Bu senaryo, Türkiye için sınırımızda adı konmamış bir devletçiğin, anayasal güvence altına alınması demektir. Prof. Dr. Hasan Ünal’ın da dikkat çektiği gibi; Türkiye’nin 2011’den beri sürdürdüğü Suriye politikasındaki hataların faturası, bugün masada karşımıza “nüfuz alanı paylaşımı” olarak çıkıyor.

Sonuç: Haritalar Masada Değil, Sahada Çizilir

2026 yılına girerken gördüğümüz şudur: Suriye “omlet” haline gelmiş durumda ve bu omleti tekrar eski “yumurta” haline getirmek imkansız.

Şam’da kim oturursa otursun; ABD’nin gölgesi ve İsrail’in güneydeki işgali devam ettiği sürece, Suriye’nin “tam bağımsız” bir irade koyması zor görünüyor. Türkiye olarak bizlerin, “YPG çekildi” rehavetine kapılmadan, yeni anayasa sürecini ve demografik mühendislikleri çok yakından takip etmemiz gerekiyor.

Çünkü Ortadoğu’da sükunet, genellikle fırtına öncesi sessizliktir.


Not: Bu yazıdaki analizler, 20 Ocak 2026 tarihli TV5 Buluşma Noktası programındaki uzman görüşlerinden derlenmiştir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu