
Ortadoğu’da sular kaynamaya, sınırlar ve haritalar yeniden çizilmek için masaya yatırılmaya devam ediyor. ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı ve bugün 11. gününü geride bıraktığımız İran saldırıları, bölgesel denklemin adeta baştan aşağı şekillendiği yeni bir evreye işaret ediyor. Trump “Savaşı birkaç günde bitireceğim” naraları atarken, İran cephesi kararlılıkla “Savaşı biz istediğimiz zaman bitireceğiz” mesajını veriyor. Çatışmanın Körfez ülkelerine sıçrama ihtimali ve bu ateş çemberinin içine Türkiye’nin de çekilmek istenmesi, meselenin salt bir ABD-İran gerginliği olmadığını en acı haliyle önümüze koyuyor.
Bugün yaşananları doğru okuyabilmek için günübirlik siyasi analizlerin ötesine geçmek zorundayız. Bu noktada akla gelen tek bir isim, tek bir ufuk var: Prof. Dr. Necmettin Erbakan.
Erbakan Hocamızın yıllar önce, o gün kimilerine “komplo teorisi” gibi gelen ama bugün her harfiyle yaşadığımız o meşhur uyarısını hatırlayalım: “Önce Irak, sonra Suriye, sonra İran… Sıra İran’a geldiğinde bilin ki ondan sonraki hedef Türkiye’dir.” 1990’larda söylenen bu sözler, bugün 2026’nın en çıplak gerçeği olarak karşımızda duruyor. Siyonizm denilen o 5.000 yıllık ahtapotun, Arz-ı Mevud (Vadedilmiş Topraklar) hayali uğruna bölgeyi nasıl kan gölüne çevirdiğini ekranlarda her gün hep birlikte takip ediyoruz.

Kaostan Beslenen Siyonist Akıl
Karşımızda savaşın ahlaki kurallarını, diplomatik teamülleri ya da insan haklarını tanıyan bir yapı yok. 170 masum çocuğun sığındığı okulları hedef alan, devlet başkanlarını ve dini liderleri suikastlarla katleden eşkıya bir düzen var. Trump gibi ne yapacağı kestirilemeyen figürleri dahi birer aparat olarak kullanan bu siyonist akıl, İslam ülkelerini birbirine düşürerek, Sünni-Şii veya etnik fay hatlarını kaşıyarak kendi yıkıcı hedefine yürümek istiyor. “Böl, parçala, yut ve yönet” taktiği tıkır tıkır işletiliyor.
Ancak bir şeyler değişiyor. İsrail’in o çok övündüğü Demir Kubbe’si siber harp ve gelişmiş balistik füzeler karşısında aciz kalıyor. Dahası, siyonizmin kurduğu medya hegemonyası kırılıyor. İspanya’dan İtalya’ya, Londra sokaklarından ABD üniversitelerine kadar küresel bir uyanış dalgası var. Batı halkları, kendi yöneticilerinin ikiyüzlülüğüne isyan ederken, Gazze’deki direniş tüm dünyaya adeta onur dersi veriyor.

Vicdanlar Harekete Geçiyor: İkinci Özgürlük Filosu
Tam da bu savaş tamtamlarının arasında, insanlığın ölmediğini kanıtlayan adımlar atılıyor. Gazze’deki ablukayı kırmak, o masum yavrulara ilacı ve gıdayı ulaştırmak için Küresel Sumut (İkinci Özgürlük Filosu) hazırlıkları hız kesmeden devam ediyor. Avrupa’dan ve Türkiye’den yola çıkacak yüzlerce gemi ve binlerce aktivist, Mavi Marmara ruhunu yeniden diriltiyor. Bizler de Buluşma Noktası’nda bu vicdan hareketinin sesi olmaya, medyanın uyguladığı karartmayı delmeye gayret ediyoruz.

Tek Çözüm: İslam Birliği
Geldiğimiz nokta itibarıyla sormamız gereken asıl soru şu: Bu kuşatmayı nasıl yaracağız?
Cevap, Erbakan Hocamızın dilinden bir an olsun düşürmediği o büyük mefkûrede gizli: İslam Birliği. Eğer İslam dünyası, kendi arasındaki suni kavgaları bir kenara bırakıp D-8’leri canlandırmazsa, İslam Ortak Savunma Paktı’nı (İslam NATO’sunu) kurmazsa, sıranın kime geleceğini beklemekten başka çaresi kalmayacak. Kendi savunma sanayimizi kurmak, teknolojiyi Allah’ın bir lütfu olarak en üst seviyede kullanmak ve ümmet bilinciyle kenetlenmek zorundayız.
Türkiye, tarihi misyonu, devlet aklı ve 650 yıllık imparatorluk bakiyesi olma sorumluluğuyla bu birliğe öncülük etmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde, parçalanmış haritaların arasında boğulmamız işten bile değil. Karar vakti çoktan gelmiş, hatta geçmektedir.




