GündemYazılarım

İran Dosyası: Etnik Fay Hatları, Bölgesel Dengeler ve Türkiye

Son dönemde bölge gündeminin en sıcak başlığı kuşkusuz ABD-İran gerilimi. Tv5 ekranlarında, “Buluşma Noktası” programımızda çok kıymetli bir konuğu ağırladık: Dr. Mehmet Akif Koç. İran’ın iç siyasi dinamiklerinden etnik yapısına, ABD’nin bölgedeki emellerinden Türkiye’nin bu denklemdeki yerine kadar pek çok kritik konuyu masaya yatırdık.

Sizler için bu derinlikli sohbetten öne çıkan notları ve şahsi değerlendirmelerimi bir araya getirdim.

“İran Karışırsa, Türkiye Kaybeder”

Öncelikle şunu net bir şekilde ifade etmeliyim: Biz komşuyuz. Suriye’de, Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın ülkemize maliyetini hep birlikte gördük. İran’ın karışması veya ABD tarafından vurulması, Türkiye’nin ulusal menfaatlerine asla hizmet etmez. ABD ve İsrail’in bölgedeki ajandası ortadayken, sınır komşularımızla aramıza örülen “düşmanlaştırma” duvarlarına karşı temkinli durmak zorundayız.

İran Bir “Fars” Devleti mi?

Hocamızın haritalar eşliğinde sunduğu analiz, ezbere bildiğimiz pek çok yanlışı düzeltti. İran, sanıldığı gibi sadece Farslardan oluşan homojen bir yapı değil; Azerbaycan Türkleri (nüfusun yaklaşık üçte biri!), Kürtler, Araplar, Beluçlar ve Türkmenlerden oluşan devasa bir mozaik.

İlginç bir detay: Sistemin en tepesindeki isim Ayetullah Ali Hamaney bir Türk! Hatta Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve pek çok üst düzey general de Türk kökenli. Yani İran’da etnik kimlik, Şii üst kimliğiyle öyle bir harmanlanmış ki; “etnik bir kopuş” bekleyenlerin beklentileri sahada kolay kolay karşılık bulmuyor.

ABD’nin “Rejim Değiştirme” Hayalleri ve Gerçekler

Trump döneminin tüccar mantığı, İran’ı karadan işgal etmenin maliyetini (yaklaşık 15-20 trilyon dolar!) kaldırabilir mi? Hiç sanmıyorum. Dr. Koç’un ifadesiyle; İran, Irak’ın tam dört katı büyüklüğünde ve çok daha güçlü bir savunma kapasitesine sahip.

Hocamız, İran’da bir rejim değişikliği için şu üç şartın gerektiğini ancak hiçbirinin şu an tam olarak olgunlaşmadığını vurguladı:

  1. Seküler bir devrim: Milyonların aylarca sokakta kalması ve ülke sathına yayılması gerekir (Şu an böyle bir teşkilatlanma zemini yok).
  2. Periferideki etnik/mezhepsel isyan: Şii kimliği bu grupları merkezde tutmaya devam ediyor.
  3. Karadan dış işgal: Trilyonlarca dolarlık maliyet nedeniyle bu ihtimal çok düşük.

Türkiye’nin Arabuluculuk Rolü

Bugünlerde Ankara’da yoğun bir diplomasi trafiği var. Türkiye, nasıl ki Ukrayna krizinde bir köprü olduysa, şimdi de İran ve ABD arasında benzer bir rol üstlenmeye çalışıyor. Trump’ın “şirketlerimiz gelsin yatırım yapsın, nükleerden vazgeçin” dayatması ile İran’ın ekonomik darboğazdan kurtulma ihtiyacı bir noktada buluşur mu? Bunu zaman gösterecek.

Sonuç Yerine

İran’ı sadece uzaktan, Batılı medya organlarının gözüyle okumak bizi yanıltır. Kendi içindeki yapısal krizlerine, özgürlük taleplerine ve ekonomik sıkıntılarına rağmen; İran’da devlet ve toplum yapısı sandığımızdan daha dirençli. Bizim görevimiz, komşumuzun toprak bütünlüğünü savunurken, bölgesel barışın lokomotifi olmaya devam etmektir.

Değerli hocamız Dr. Mehmet Akif Koç’a katkıları için tekrar teşekkür ediyorum. Bölgedeki gelişmeleri en ince ayrıntısıyla takip etmeye devam edeceğiz.


Bu makale hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle İran’daki Türk nüfusun sistem içerisindeki ağırlığı sizi de şaşırttı mı? Yorumlarınızı bekliyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu