YazılarımTv Programları

İnsan Aklı Hackleniyor: Kendi Elimizle Girdiğimiz Dijital Hapishane

Geçtiğimiz programlardan birinde çok sarsıcı bir yayına imza attık. Konuğumuz, ezber bozan açıklamalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. Oytun Erbaş’tı. Açıkçası, sohbetin yankıları uzun süre zihnimden silinmeyecek cinstendi. Zira konuştuğumuz meseleler basit bir “sosyal medya zararlıdır” uyarısının çok ötesinde; insanlığın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak nasıl topyekûn “hacklendiği” gerçeğiydi.


Erbaş’ın yayında kurduğu şu cümle, yaklaşan fırtınanın en net özetiydi: “Dünya kıyamete zorlanıyor!”.

Peki ama nasıl? Gelin, hepimizin tam ortasında durduğu bu kusursuz fırtınaya daha yakından bakalım.

En Büyük Silah: Ekrandaki Yalan Makinesi Bugün hepimiz “ücretsiz” sunulan platformların içinde adeta gönüllü birer veri kaynağına dönüşmüş durumdayız. Prof. Dr. Erbaş’a göre sosyal medya dünyanın en büyük silahı ve en tehlikeli bağımlılığı haline geldi. Üstelik bu bağımlılık, tıpkı bir uyuşturucu gibi bizi vasıfsızlaştırıyor ve zihin kontrolüne (mind control) maruz bırakıyor.

Durumun teknolojik boyutu ise tam anlamıyla ürkütücü. Elimizden düşürmediğimiz o akıllı telefonlar, göz bebeklerimizin anlık büyüme ve küçülme reflekslerini saniyenin onda biri hızında takip ederek neye heyecanlandığımızı ölçen birer “yalan makinesine” dönüşmüş durumda. Daha da korkuncu, evimizdeki masum Wi-Fi ağları adeta bir sonar cihazı gibi çalışarak duvarların ötesinden kalp atışlarımızı dahi okuyabiliyor. Yani algoritmalar bizi bizden daha iyi tanıyor ve zaaflarımıza göre yönlendiriyor.

Dijital Emzikler ve Kayıp “Z Kuşağı” Hepimiz işin kolayına kaçtık. Ağlayan, sıkılan her çocuğun eline birer ekran tutuştuk. Erbaş, cep telefonlarının bebekler için artık “yeni emzik” olduğunu acı bir gerçek olarak yüzümüze vuruyor. Anne babası yerine TikTok tarafından ahlaki ölçüleri olmadan büyütülen çocuklara bakarak çok net bir teşhis koyuyor: “Z kuşağı kaybedilmiş bir kuşaktır, artık bitti!”.

Sadece çocuklarımızı değil, toplumun hafızası olan aile kurumunu da kaybediyoruz. Önce tecrübe ve kültür aktarımının merkezi olan anneanneler, babaanneler sistem dışına itildi. Ardından çekirdek aile parçalandı. Erbaş’ın tespitiyle; ailesiz büyüyen insanların oluşturacağı geleceğin toplumu tam bir çöplük olmaya aday.

Mikroplastikler, Yeni Salgınlar ve “Zombi Kuşağı” Biyolojik varlığımız da büyük bir tehdit altında. Gıdamız, suyumuz ve havamız hacklenmiş durumda. Her yeri saran mikroplastikler ve ağır metaller yüzünden hormonal dengelerimiz altüst oluyor, çocuklar çok erken yaşlarda ergenliğe giriyor. Erbaş, cinsiyetin doğuştan değil, toplum tarafından yüklenen bir kavram olduğunu, günümüzde ise büyük bir eşcinsellik pompalaması ve LGBT dayatmasının küresel bir silah olarak kullanıldığını vurguluyor.

Küresel nüfusu azaltma politikalarının bir gereği olarak, laboratuvarlarda tasarlanmış yeni kuş gribi gibi salgınların planlandığı da hocanın korkutan uyarıları arasında. Geçtiğimiz pandemi sürecini bir “fragman” olarak nitelendiren Erbaş, genetiğimize müdahale eden uygulamalarla bir “zombi kuşağı” yaratıldığını iddia ediyor.

Çözüm Nerede? Oytun Hoca’nın yeni yayımlanan “İnsan Aklı” isimli 4. kitabında çok güzel bir not var: “Herkes kaderini yaşar”. Ancak bu kaderi kendi ellerimizle şekillendirmek zorundayız. Beynimiz, bizim ona sunduklarımızla kendini inşa eden bir makine. Eğer biz ekran kaydırarak, algoritmaların tutsağı olarak yaşamaya devam edersek, bu dijital distopyada halinden memnun “mutlu köleler” olmaktan öteye gidemeyeceğiz.

Acilen bir “sosyal medyadan koruma yasası” çıkarılması ve bunun milli bir beka sorunu olarak görülmesi gerekiyor. Aksi takdirde, çocuklarımızı ve geleceğimizi algoritmaların karanlık dehlizlerinde kaybedeceğiz.

Uyanma vakti gelmedi mi?


İlgili Makaleler

Başa dön tuşu