bitekakadem
YazılarımGündem

“Gücü Yeten İstediğini Alır” Çağı: 2026’da İran, Grönland ve “Yarılmış Sosyolojiler”

Tarih: 20 Ocak 2026 Kategori: Jeopolitik / Dış Politika

2026 yılının henüz ilk ayını geride bırakırken, dünya siyasetinde “kurala dayalı düzenin” sadece çatırdamadığını, tamamen çöktüğünü izliyoruz. Artık diplomasi masaları devrilmiş, yerine “Kaba Kuvvet Doktrini” ikame edilmiş durumda.

Geçtiğimiz günlerde TV5 ekranlarında, Buluşma Noktası programında gazeteci Muhammed Acar ve Dr. Mehmet Akif Koç ile birlikte, İran sokaklarındaki yangından Trump’ın Grönland’a diktiği bayrağa kadar uzanan kaotik tabloyu analiz ettik. Ortaya çıkan sonuç, Türkiye gibi “orta sıklet” bölgesel güçler için hem bir uyarı hem de acil bir yol haritası niteliğinde.

Kaba Kuvvetin Kronolojisi: Venezuela’dan Grönland’a

Ocak ayının ilk üç haftasında yaşananlar, herhangi bir Hollywood senaryosunu gölgede bırakacak cinsten:

  • 3 Ocak: ABD, Venezuela’ya askeri operasyon düzenleyip Devlet Başkanı Maduro’yu tutuklayarak ABD’ye kaçırdı.
  • 19 Ocak: Trump, Grönland’ı satmak istemeyen Danimarka’ya (bir NATO müttefiki!) karşı Avrupa’ya %10 gümrük vergisi getirdi.

Bu iki olay, dünyada “Büyük balık küçük balığı yer” döneminin resmen başladığını ilan ediyor. Eskiden ABD müdahaleleri için “demokrasi götürme”, “istikrarsızlığı bitirme” veya “uyuşturucuyla mücadele” gibi kılıflar bulunurdu. Ancak Danimarka örneği bu tezi çökertti. Danimarka dünyanın en istikrarlı, en demokratik ülkelerinden biri. Demek ki mesele rejim değil; mesele, süper gücün “Ben bunu istiyorum ve alacağım” deme cüretidir.

NATO’nun 5. maddesi, buzların altında kalmış gibi görünüyor. Bir NATO üyesi (ABD), başka bir NATO üyesinin (Danimarka) toprağına göz diktiğinde ittifakın sessiz kalması, güvenlik mimarisinin iflas ettiğinin resmidir.

İran: “Kendini Savunma” Hakkının Gaspı

Sınırımızın hemen yanındaki İran’da yaşananlar ise bu yeni düzenin bir başka yüzü. Ekonomik kriz ve kur dalgalanmaları nedeniyle çarşı esnafının başlattığı grevler, kısa sürede şiddet eylemlerine dönüştü. Elbette İran’ın yapısal ekonomik sorunları ve yönetimsel hataları var. Ancak Dr. Mehmet Akif Koç’un programda altını çizdiği gibi; yaptırımlar olmasa bu kriz bu kadar derinleşir miydi?

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un açıkladığı 4 şart (uranyum zenginleştirmeyi durdur, füzeleri imha et, stokları yok et, vekil güçleri bırak), aslında tek bir cümleye çıkıyor: “Bana karşı kendini savunma!”

Bir devletten savunma mekanizmalarını tamamen terk etmesini istemek, ona “teslim ol” demektir. Maalesef Türkiye medyasında ve sosyal medyasında, komşumuzun evinin yanmasını “oh olsun” diyerek izleyen bir kitle var. Oysa İran’ın istikrarsızlaşması, Türkiye’nin güvenliği için bir zafer değil, bir tehdittir.

Kritik Kavram: “Yarılmış Sosyoloji”

Programın en çarpıcı tespiti, şüphesiz “Yarılmış Sosyoloji” kavramıydı.

İster İran’da olsun, ister Suriye’de, isterse Türkiye’de; toplumun farklı kesimlerinin (laik-muhafazakar, etnik kökenler, modern-geleneksel) tamamen zıt yönlere baktığı, ortak bir “biz” duygusunun zedelendiği yapıya Yarılmış Sosyolojidiyoruz.

ABD ve diğer küresel güçler, ordularıyla gelmeden önce bu yarıklardan sızıyor. İç cephesi sağlam olmayan, sosyolojisi parçalanmış ülkeler, Trump’ın “kaba kuvvet” doktrini karşısında en savunmasız olanlardır. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın “Artık ekonomik işbirliğinden öte güvenlik işbirliğini konuşmalıyız” çıkışı, bu tehlikenin fark edildiğini gösteriyor.

Türkiye Nerede Durmalı?

Grönland krizinde Avrupa ve ABD arasında kılıçlar çekilmişken, Türkiye ne yapmalı?

Dr. Mehmet Akif Koç’un deyimiyle; varoluşsal bir tehdit içermeyen, coğrafyamıza uzak krizlerde (Grönland gibi) “ölü taklidi yapmak”, en rasyonel strateji olabilir. Büyük güçlerin filler tepişirken çimenleri ezdiği bu çağda, her krizin ortasına atılmak kahramanlık değil, stratejik körlük olur.

Ancak bölgemizde (Suriye, Irak, İran hattında) sessiz kalma lüksümüz yok. Çünkü bu coğrafyada yalnız kalmak, yem olmak demektir.

Sonuç olarak; 2026 dünyasında hukuk yok, güç var. Ayakta kalmanın yolu ise içeride “yarılmış sosyolojiyi” tamir etmekten, dışarıda ise bölgesel güvenlik işbirliklerini (İran, Mısır, Suudi Arabistan ile) somutlaştırmaktan geçiyor. Aksi takdirde, sıranın kime geleceğini kestirmek zor değil.


Bu yazı, 20 Ocak 2026 tarihli TV5 Buluşma Noktası programındaki analizlerden derlenmiştir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu