
Günümüz dünyasının en çok tartışılan başlıklarını aynı dosyanın farklı sayfaları gibi ele aldık: iklim, yapay zekâ, uydu teknolojileri, harp sistemleri, elektromanyetik alanlar, toplumsal psikoloji ve “yeni dünya düzeni” tartışmaları…
Stüdyoda iki kıymetli konuğum vardı: Dursun Gezer ve Prof. Dr. Oytun Erbaş. Yayın boyunca, günümüz dünyasının en çok tartışılan başlıklarını aynı dosyanın farklı sayfaları gibi ele aldık: iklim, yapay zekâ, uydu teknolojileri, harp sistemleri, elektromanyetik alanlar, toplumsal psikoloji ve “yeni dünya düzeni” tartışmaları…
Aslında mesele şuydu:
Dünya nereye gidiyor ve biz hangi dönüm noktasındayız?

“Chemtrails”, İyonosfer ve Uydu Antenleri: Mesele Bulut mu, Teknoloji mi?
Son yıllarda sıkça konuşulan “chemtrails” iddiaları, yani gökyüzünde görülen çizgiler, bulut yapıları ve “hava kontrolü” tartışmaları yayında yeniden gündeme geldi. Prof. Dr. Oytun Erbaş’ın yaklaşımı şu çerçeveye dayanıyordu:
- Uydu antenleri yalnızca alıcı değil, aynı zamanda verici gibi de çalışabilir.
- İddia şu: Belirli sistemlerle iyonosfer tabakasına enerji gönderilerek orada bir “yansıtıcı etki” oluşturulabilir.
- Bu yansıma üzerinden uzun dalga yayınlarının (örneğin uzak ülkelerin radyo yayınlarının) ulaşması örnek gösteriliyor: “İyonosfer bir ayna gibi çalışır” fikri.
Bu çerçevede konuşulan büyük iddia ise şuydu:
“İyonosfer üzerinden yapılan müdahaleler; hava olaylarını, bulut yükünü ve yağış düzenini etkileyebilir.”
“HARP Var mı?” Tartışması: Asıl Konu İddianın Kendisi
Programda “HARP” olarak bilinen başlık, daha geniş bir perspektifle ele alındı. Konukların vurgusu, kavram tartışmasından çok “teknolojinin geldiği nokta” üzerineydi.
Şu cümle yayının omurgası gibiydi:
“Dünyanın savaşı artık elektromanyetik savaştır.”
Burada kastedilen, klasik silahlardan öte, elektromanyetik alanlar üzerinden etki oluşturma ihtimaliydi.

Toplumsal Ruh Hali: Yorgunluk, Öfke ve “Zihin Hâli” Üzerinden Okuma
Konuşmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri, teknolojik tartışmanın doğrudan toplumsal davranışlara bağlandığı kısımdı.
İddia edilen mekanizma şu şekilde anlatıldı:
- Dünya genelinde artan elektromanyetik yoğunluk,
- İnsan bedeninde bazı biyolojik süreçleri etkileyebilir,
- Bu da “kronik yorgunluk”, motivasyon kaybı, sinirlilik ve agresyon gibi sonuçlara zemin hazırlayabilir.
Bu bölümde “zombileşme” benzetmesiyle, toplumların:
- daha halsiz,
- daha öfkeli,
- daha kırılgan,
- daha kolay yönlendirilebilir
bir psikolojiye itilmesi ihtimali konuşuldu.
Korunma Meselesi: “Faraday Kafesi” ve Pratik Öneriler
Yayında, korunma başlığı da açıldı. “Faraday kafesi” yaklaşımı, elektromanyetik alanı yalıtma fikri olarak konuşuldu. Bunun konutlarda uygulanabilirliği tartışılırken, pratik bir öneri de dikkat çekti:
- Suyun elektromanyetik etkilenimi üzerine konuşulurken,
“suyu dondurup çözdürme” önerisi dile getirildi. - Ayrıca geçmişte metal boruların bir tür kalkan gibi görüldüğü, günümüzde plastik tesisatın bu açıdan farklılaştığı yorumu yapıldı.
Bu bölüm, izleyicinin “gündelik hayatta ne yapabiliriz?” sorusuna cevap arayan kısmıydı.
“Kim Yapıyor, Kim Finans Ediyor?”: Tesla’dan Silikon Vadisi’ne
Programın bir diğer ekseni, teknolojinin arkasındaki güç ilişkileriydi.
Konuşmada öne çıkan hatlar:
- Tesla’nın çalışmalarının bir “başlangıç noktası” olarak anılması,
- “enerji” meselesinin merkezî rolü (kontrol edenin dünyayı kontrol edeceği iddiası),
- Silikon Vadisi yatırımları, Çin sermayesi ve küresel teknoloji şirketleri,
- Bazı figürlerin (Elon Musk, Bill Gates vb.) “kamuoyuna sunulan vitrin” olabileceği yaklaşımı.
Burada dile getirilen ana fikir şuydu:
Görünür gündem çoğu zaman “cambaz”, asıl iş ise arkada yürüyen süreçtir.
Kuantum Bilgisayarlar: “İkinci Dünya” Kurma İddiası
Programda kuantum bilgisayarlar da konuşuldu. Bu başlık, “bir ve sıfır” mantığından farklı olarak, olasılık hesaplarının çok daha geniş bir kapasiteye ulaşması üzerinden değerlendirildi.
Tartışmanın iddialı kısmı şuydu:
Veri + olasılık hesapları + yapay zekâ birleşimi, “dünyanın kopyası gibi” simülasyonlara kapı aralayabilir.
Bu ifade, elbette yayın dilinde “bilim-kurgu gibi görünen ama konuşulan” bir alan olarak ele alındı.
İnanç Penceresi: “Korku mu, Uyanıklık mı?”
Yayının final bölümünde en kritik soru soruldu:
“İnançlı insanlar için korkulacak bir şey var mı?”
Burada hem dua, hem ibadet, hem bilinç vurgusu birlikte geldi. Konukların yaklaşımı, “sadece beklemek” değil; aynı zamanda:
- ilimle barışmak,
- bilimle uğraşmak,
- teknolojiyi okumak,
- toplumsal bilinç üretmek
gerektiği yönündeydi.
Ve final cümlesi güçlüydü:
“En iyi meditasyon namazdır… Daha çok namaz, daha çok dua vakti geliyor. Ama aynı zamanda daha çok ilim ve bilimle uğraşma vaktidir.”

Bu Yayın Neyi Hatırlattı?
Bu program, izleyicinin zihnine tek bir şey bıraktı:
Dünya sadece görünen haberlerden ibaret değil.
Teknoloji hızlandı, savaşın dili değişti, gündemler çoğaldı ve insanın hem bedeni hem zihni yeni bir çağın baskılarıyla karşı karşıya.
Fakat yine de mesele, korkuya teslim olmak değil;
aklı diri tutmak, inancı diri tutmak ve bilinci diri tutmak.
Önümüzdeki yayınlarda bu dosyayı daha uzun soluklu açmak niyetindeyiz.



