bitekakadem
GündemYazılarım

Aileyi Kaybedersek, Geleceği Kaybederiz

Efendim… Bugün “aileyi konuşuyoruz” dediğimizde aslında sadece bir evin içini konuşmuyoruz. Toplumu konuşuyoruz, gençliği konuşuyoruz, eğitimi konuşuyoruz, medyayı konuşuyoruz. Daha doğrusu, geleceği konuşuyoruz. Çünkü aile; bireyin ilk okulu, toplumun en küçük ama en kritik birimi, devletin de en büyük dayanağıdır.

Bu yüzden bazı konular vardır; tek bir programın, tek bir bölümün sınırlarına sığmaz. Aile meselesi de onlardan biri. Zira bugün yaşadığımız kırılmalar, tek bir başlıktan değil; birbirini besleyen, birbirine yol açan zincir bir süreçten doğuyor.


Ekran Sorumluluğu: “Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil”

Televizyonculuk, gazetecilik, yayıncılık… Bunların hepsi bir meslek olmanın ötesinde bir sorumluluk alanıdır. Toplumun içinde büyüyen bir problem varsa, onu görmezden gelip “reyting” ya da “konfor” adına susmak, sonunda vebale dönüşür.

Bu yüzden bazen insanın içinden şu cümle geçer:
“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”
Çünkü mesele sadece “konuşmak” değil; konuşmanın gereğini hayatın içine taşımaktır.


Medyanın Dayatması: Aileyi Zayıflatan Dil

Bugün televizyonlarda, sosyal medyada, dijital platformlarda çok güçlü bir akış var. Bu akış; fark ettirmeden, bağırmadan çağırmadan, tartışma çıkarmadan bile insanın algısını değiştirebiliyor. Evlilik dışı ilişkilerin normalleştirilmesi, “yasak aşk” romantizmi, aile kavramının sürekli problemle eşleştirilmesi…

Bir noktadan sonra “kusursuz evlilik” diye bir yanılsama üretiliyor. Oysa kusursuz insan yok. İnsan kusuruyla, hatasıyla, eksikleriyle imtihan içinde yaşar. Aile de bu imtihanın en temel sahasıdır: sabır, merhamet, vefa, fedakârlık, sorumluluk…

Ama medya; özellikle sosyal medya diliyle şunu fısıldıyor:
“Zorlanıyorsan bırak. Yükse at. Yenisine bak.”

Bu, insanın içindeki “dayanma” kasını zayıflatıyor. Ve zamanla “yapmak” değil “yıkmak” kolay geliyor.


“Aile Yılı” ve Gerçeklik: Niyet İyi Ama Yetmez

2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi, aileye dikkat çekmek açısından kıymetli. Ancak aileyi korumak; sadece indirimlerle, kredi destekleriyle, sembolik jestlerle çözülebilecek bir mesele değil.

Evlilik, bugün gençler için ciddi bir maliyet kapısı haline geldi. Düğünler gösteriye, evlilik süreçleri prosedüre, beklentiler yarışa dönüşüyor. Eskiden “başlık parası” konuşulurdu; bugün başka isimlerle aynı baskı devam ediyor: ev, araba, marka eşya, yüksek standart…

Oysa Resûlullah’ın (sav) ölçüsü nettir:
“En bereketli evlilik, en kolay olanıdır.”

Evliliği maddi bir yarışa dönüştürdüğünüzde; gençler evlenmek istese bile adım atamıyor. Bu da ilişkileri “dışarıda” ve “geçici” bir zemine itiyor.


LGBT Meselesi: Tenkit Dilinden Çıkmadan, İnsanı Kaybetmeden

Bu konu konuşulurken en büyük risk şudur: insanı kaybetmek.
Bizim mücadelemiz; bir insanı dışlamakla, ötekileştirmekle, aşağılamakla yürüyemez. Aksine, böyle bir dil; daha fazla kopuş üretir.

Şunu çok net söylemek gerekir:
Karşımızda ideolojik bir dayatma ve küresel bir normalleştirme mekanizması var.
Fakat aynı zamanda karşımızda “yardım bekleyen insanlar” da var.

Bazen pırıl pırıl bir genç geliyor, kendini açıyor: “Ben bunu yaşıyorum ama içimde bir yanlışlık hissi var, pişmanlık var, çıkış arıyorum.” Bu, çok ağır bir yalnızlık. Ve aile bu yalnızlığı yönetemediğinde çocuk daha da savrulabiliyor.

Burada yapılması gereken; tehdit ve tenkit diliyle değil, şefkatle, hikmetle, sabırla yaklaşmak. Aileyi güçlendirmek; çocuğu dışarı itmekle değil, içeride tutmakla mümkündür.


Dijital Ebeveynlik: Bu Çağın Ehliyeti

Bugün çocukların elinde telefon var diye kızıyoruz. Ama elimizde telefon varken çocuğa “bırak” demek, bir anlamda çelişki. Çünkü çocuk, söze değil hale bakıyor.

Dijital çağda ebeveynlik; “yasaklamak” değil, yönlendirmek işidir.

  • Süre sınırı koymak,
  • İçerik seçmek,
  • Birlikte izlemek,
  • Konuşmak,
  • Sınırın gerekçesini anlatmak,
  • Çocuğu muhatap almak…

Bir örnek çok açıklayıcı: Araba kullanmak tehlikelidir ama yasaklamayız; ehliyet verip kuralları öğretiriz. Dijital dünya da aynı. İçindeyiz. Kaçamayız. O halde ehliyetini öğrenmek zorundayız.


“Sıkılmak İyidir”: Çocuğa Boşluk Bırakmak

En çarpıcı tespitlerden biri şuydu:
Toplumda “sıkılmanın iyi olduğu” fikri kayboldu.

Çocuk sıkılmalı. Canı bazen sıkılmalı. Çünkü sıkılmak; üretmenin, düşünmenin, hayal kurmanın kapısıdır. Ama ekranlar, algoritmalar, sürekli uyarıcı içerikler çocuğun boşluğunu hemen dolduruyor. Boşluk kalmayınca; tefekkür de kalmıyor, sabır da kalmıyor.


Tilki Hikâyesi ve Zamanın Özeti

Programın sonunda anlatılan tilki hikâyesi; aslında bu çağın kısa özeti gibiydi:
Bir yanlış, önce “ayıp” diye görülür; sonra normalleştirilir; sonra yaygınlaşır; en sonunda da taklitler asılları çoğaltır ve gün gelir, yanlış “doğru”yu ayıplamaya başlar.

Bugün yaşadığımız şey tam olarak budur. Yanlışlar çoğaldıkça, doğrular sessizleşiyor. Sessizlik arttıkça, yanlışlar daha güçlü görünüyor.


Son Söz: Aile Son Limandır

Bizim kültürümüzde referans birey değil, toplum değil; ailedir.
Aile iyi olursa birey iyi olur. Birey iyi olursa toplum iyi olur. Toplum iyi olursa millet iyi olur. Millet iyi olursa devlet güçlü olur.

Dolayısıyla aileyi korumak; bir STK meselesi, bir parti meselesi, bir kurum meselesi değildir. Bu, hepimizin meselesidir.

Ve şunu net söyleyelim:
Aile zedelenirse elimizde hiçbir şey kalmaz.
Çünkü son limanımız aile.

Allah’ın izniyle; konuşmakla kalmayıp, konuştuğumuzla amel edebilirsek… Önce kendi evimizden başlayarak, halka halka genişleyen bir iyileşme mümkündür.

Efendim… Aileyi konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü aile varsa gelecek var. Gençlik varsa umut var. İman varsa istikamet var. Ve biz; bu istikameti kaybetmemek için buradayız.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu